Takipçiler
Yardım İster Misiniz?
2012 Copyright. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Popüler Yayınlar
-
Özellikle oyunlarda karşılaşılan "o.s. not supported" hatasının çözümü aslında olduça basit. Bu hatanın nedeni Windows 7'nin ...
-
Arkadaşlar bunu yaşayanlar var. USB'sine ya da harddiskine girmeye çalıştığında giremiyor. Çoğu kişi de USB'sinin bozulduğunu düşün...
-
Torrent çok güzel bir sistem. Ne olduğunu bilmeyenler buradan öğrenebilir... Bu çözüm sadece Zamunda Torrent'ler için geçerlidir. ...
-
Blogumda çok şey yazdım çok şey vaadettim ama çoğunu yapamadım maalesef. Bunun için öncelikle herkesten özür dilerim. Şimdi ise yazacağım ...
-
Belki de biliyorsunuzdur ama ben yine de söyleyeyim. Bilgisayardaki herşey (bu bir resim de olabilir, bir yazı da, bir video da ya da bir s...
-
Evet arkadaşlar şimdi sizlere özellikle yabancı forum sitelerinde paylaşılan ve Türkiye'deki kullanıcıların %65'inin (tahmini) bilm...
-
Öncelikle hepinizin yeni yılını kutlarım. Aynı zamanda bu gün BSBlog'un 1. yaşına girdiği gündür. 1 yılda 17706 sayfa görüntülenmesi ald...
Blog Arşivi
Kategoriler
- Ben (2)
- Bilgisayar (15)
- Fotoğraf (5)
- Yazılarım (25)
- Zeka Küpü (2)
- İlgimi Çekenler (20)
Reklam
- 1.000.000 İyi İnternet Kullanıcısı Aranıyor
- Son Derece Cazip Mac Kampanyasında Son Hafta...
- Rumeli Hisarında Büyüyen Fantastik
- Ece Sükan Benim Bloguma Yakışan Sony VAIO'yu Seçti...
- iTunes kullananların kredi kartları boşaltılabilir...
- iPad Almak İçin Daha Ne Bekliyorsun...
- İlk Sony Xperia Sahnede
- Amerika Fiyatına Mac'leri Kaçırma
Arama
3 Şubat 2012 Cuma
İki Tane Aşırı Duygusal, Düşündürücü Öykü
Her ikisi de gerçekten çok duygusal, çok düşündürücü. Birisi annelere diğeri ise babalara. Anne ve babamıza olan sevgimizi kat kat arttırıyor bence. İlk önce anneye olan öykü:Öykünün ismi yok. Ama ben koysaydım şunu koyardım:
Tek Göz Utancı
Annemin sadece bir gözü vardı. Öteki gözü çukurdu, yani yeri boştu.
Ondan nefret ediyordum. Çünkü bu durum beni arkadaşlarımın arasında utandırıyordu.
Babam, ben daha küçükken bir kazada öldüğünden, ailemizi geçindirmek de anneme kalmıştı. Bunun için okulda aşçılık yapıyordu.İlk okulda iken bir gün annem bana “merhaba” demeye gelmişti. Sanki, yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi.? Onu görmezden geldim, ona nefretle bakarak oradan kaçtım...Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım bana, “..Senin annenin sadece bir gözü var. Diğeri ne biçim.!” Dedi. Diğerleri de gülüşüyorlardı. O anda yerin dibine girmek ve de annemin ortadan kaybolmasını istedim.Bu yüzden, o gün onunla karşılaşınca dedim ki:-“Beni gülünç duruma düşüreceğine, ölsen daha iyi!..”Annem karşılık vermedi. Sadece, tek gözüyle bana biraz baktı ve uzaklaştı gitti...Dediklerim hakkında bir saniye bile düşünmemiştim, çünkü çok kızmıştım. Onun duyguları beni hiç ilgilendirmiyordu. Onu evde istemiyordum ama ev onun üzerineydi...Çok çalıştım, kendime yeter oldum, sonunda Singapur’a okumaya gittim. Bir süre sonra da evlendim. Birikimime borç ekleyerek kendime bir ev aldım. Daha sonra çocuklarım oldu ve hayatımdan memnundum. Annemi unutmuştum...Bir gün annem bizi ziyarete gelmişti. Öyle ya, kaç yıldır beni görmemişti. Kapıya gelince, çocuklarım tek gözlü birini görünce birden korktular, sonrada güldüler.“Babaanneniz” diyemedim. İçeri girince ilk fırsatta ona:-“Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin.? Buradan hemen git.!” Dedim.Bu çıkışıma annem kısık bir sesle:-“Kusura bakmayın, ben yanlış adrese geldim galiba.!” Dedi ve çıktı-gitti...Aradan yine uzun bir zaman geçmişti. Bir gün “mezunlar toplantısı” için okulumdan bir mektup aldım.Karıma; “..iş seyahatine gidiyorum” diye bahane uydurdum.Mezunlar toplantısından sonra, birden aklıma düştü.‘Sadece meraktan’ eski evime gittim.Eski komşularımıza sorduğumda, “annemin öldüğünü” söylediler.Önce biraz sevinç duyar gibi oldum ama içimde bir burukluk ve sızı hissettim.Ben şaşkınca beklerken, “bana verilsin diye annemin bir mektup bıraktığını” söylediler. Açtım ve okumaya başladım:-En sevgili oğlum... Her zaman seni düşündüm.Singapur’a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzüldüm...Mezunlar gününde geleceksin diye çok sevindim ve bekledim.Ama; “seni görmek için yataktan kalkabilir miyim” diye çok düşündüm...Seni büyütürken, ‘tek gözümle’ sürekli bir utanç kaynağı olduğum için de üzgünüm...Biliyor musun biricik oğlum . .Sen küçücükken, babanla birlikte bir kaza geçirmiştin. Baban öldü fakat sen, bir gözünü kaybetmiştin. Bir anne olarak, senin tek bir gözle büyümene dayanamazdım...Bu yüzden, babandan kalan tarlayı satarak, ameliyat masraflarına yatırdım.İşte, şimdi o yeri boş olan gözüm var ya, onu sana vermiştim. Nakil çok başarılı geçmişti, hiç fark edilmiyordu. “O gözle, biricik oğlum görüyor ya...” diye çok mutlu oluyordum. Ana yüreği ya oğul, sana “sen benim gözümle görüyorsun” diyemedim...Başarılarından dolayı seninle o kadar gurur duyuyordum ki, bu bana yetiyordu.Her şeye rağmen, sen benim oğlumsun... Bütün sevgilerimle... Annen.Ben bu mektubu ayaküstü sessizce okurken, etrafımda toplanan komşularım gözlerini silerek, tek tek uzaklaşıyorlardı. Ortada öylece yalnız kala-kaldım . .
Diğeri ise babalar için:
Affet Babacığım
Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi.Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü.Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler.Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu.Can: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu...Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu..."Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.
Her iki öyküyle ilgili yorumlarınızı lütfen eksik etmeyin.
Bazı Torrent Terimleri
Şimdi sizlere en bilinen ve bilinmesi gereken torrent terimlerinden bahsedeceğim.
Dosya çekme: Dosyayı bir kullanıcıdan kendimize kopyalama işlemine verilen ad.
Seed: Torrent'te kaynak anlamına gelmektedir. Dosyaların tümüne sahip kullanıcılara "seeder" adı verilir.
Leech: Torrent'te sömürücü yani dosya indiren anlamına gelir. Dosyayı çeken kişiler dosyanın bir kısmına sahip oldukları için "leecher" şekllinde adlandırılırlar. "leecher" aynı zamanda paylaşmayı sevmeyen dosyanın paylaşılmasına engel olan kişilere de denir.

Peer: Bir dosya üzerinde veri aktarımı yapan kişilerin genel adı. Bu kaynak da olabilir sömürücü de.
Reseed: "Reseed" çekme işlemi biten bir torrentin yeniden seed edilmesi anlamına gelmektedir. Leech'lerın bu dosyayı kullanabilmesi için "Hash" kontrolünden geçmesi gerekir. Dosyanın orjinaliyle birebir aynı olması gerekir.
Hash: İndirilen dosyanın orjinal dosyayla birebir aynı olup olmadığını kontrol eder.
Tracker: İzleyici. Torrent'in sunucusu da denebilir. Torrent'i çeken Peer'ler Tracker'lere dosya hakkında bilgi gönderir. Diğer Peer'ler ise kimde hangi dosyanın hangi parçasında olduğunu öğrenirler. Tracker üzerinden dosya aktarımı asla gerçekleşmez. Kim ne indirdi, be kadar dosya çekti gibi bilgilerini barındırabilir.
DHT: Distributed Hash Table, Peer'ler arası kaynak paylaşımı anlamına gelir. Tracker'den bağımsız kaynak bulma işini üstlenir.
Download: Torrent sistemiyle diğer kullanıcılardan dosya çekmeye verilen isim.
Upload: Torrent sistemiyle diğer kullanıcılara dosya göndermeye veya dosya çekmelerine izin vermeye verilen isim.
Ratio: Torrent'ten çekilen dosyanın upload işleminin download işlemine oranıdır. Kısacası "Ratio" "Ben paylaşımcıyım!" diyebilmenize veya diyememenize sebep olan terimdir. "Ben paylaşımcıyım!" diyebilmek için Ratio'nuzun en az 0,5 olması gerekmektedir. Yani 10 Mb download'a 5 Mb upload yapmalısınız.
Hit&Run: Biz Türkler'in çok sevdiği bir olaydır. Dosyayı çekip hemen paylaşımdan kaldırma olayına denir. Torrent dünyasında kesinlikle sevilmezler ve bu asla istenmeyen bir olaydır.
Türk Torrent Hızları Çok Yavaş!!! Peki Neden?
Çok basit. Bencillik. Biz Türkler bu konuda çok benciliz. Torrent bilgisayarlar arası dosya paylaşımı anlamına geliyor. İndirilen ve indirilmesi tamamlanan dosyalardan başka kişilere dosya aktarımı yapılıyor. Buna da seed deniyor. Bu olay başkalarının hızlarını arttırırken sizin indirme konusunda bir kaybınız olmuyor. Daha doğrusu çok çok az bir kayıp yaşanıyor. Ama hiç kimse seed etmeyince dosyayı indirenler, yani download yapanlar, yani peer'ler dosya çekmekte veya indirmekte resmen işkence çekiyor.
İşte Türkler seed yapmıyor hızım düşer diye. Ama kimse seed yapmadığı için peer'ler dosya çekemiyor. Yani bizler seed oranını arttırmalıyız. Torrent programlarında upload hızı olarak da alabiliyor. Bu oranı sınırsız yapalım ki başkalarının hızlı indirmesine yardımcı olalım. Eğer herkes bunu yaparsa 1mbit hızı olan da 100 mbit hızı olan da maksimum hızında dosyayı çeker. 30kb/sn hızla çekmez.
Sonuç olarak bencil olmayalım Türkiye! Paylaşmayı sevelim. Torrent'te önemli olan paylaşmaktır. Kimse indirme hızım azalır diye seed oranını azaltmasın. Herkes seed'i yüksek tutarsa peer'ler rahat rahat dosya çeker. Tabii siz de. Dosyanın yüklenmesi bittikten sonra bile dosyayı, torrent proramından silmezseniz seed yapmış olursunuz. Böylece torrent programınız açıkken peer'lere acayip bir yardım yapmış olursunuz. Unutmayın 10kb/sn seed yapmak gayet yeterli bir seviyedir. Herkes bu kadarcık seed yapsa maksimum hızla dosyayı çekeriz.
Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim bunda sadece türk milletinin suçu yok. Türkiye'nin iğrenç bir internet altyapısı var. Bu elbette seed oranını çok düşürüyor. Yine de bu durumun üstünden gelmek her ne kadar Türk Telekom gibi internet sağlayıcılarının elinde bulunsa da bizim de elimizde. Benim indirme hızım 8mbit'ken upload hızım 512kbit, yani 0,5kbit. Resimde de anlaşıldığı uzere elimden geldiğince seed yapmaya çalışıyorum. Ancak download hızım yerlerde sürünüyor.
Bütün bu uzuun yazıyı açıklayan tek bir atasözü söyleyeceğim:
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için...
1 Şubat 2012 Çarşamba
14 Şubat'ta 3 Şey Var!!!
- Sevgililer günü
- BSTRGG'nin kuruluşunun yıldönümü
- Angry Birds'in Facebook'a girişi
14 Şubat'ın "Sevgililer günü" olduğunu muhtemelen biliyorsunuzdur. Blog'umu az buçuk takip edenler de 14 Şubat 2008'de BSTRGG'nin kuruluş yıldönümü olduğunu bilirler. İşin ilginç yanı bu tarihte Angry Birds Facebook'a giriyor!!!

Rio animasyonunun çekilmesiyle serisi de başlayan Angry Birds oyunu ilk olarak iPhone için üretildi. iPhone'lerde çok ses getiren oyun serisi Angry Birds, popülerliği arttıkça Android, Mac ve PC versiyonları da çıkarttı. Angry Birds işte tüm bunların yanında Facebook'a geliyor.
Bir kuşu sapanla fırlatıp diğer kuşları kurtarmaya ya da diğer kuşları patlatma gibi bölümleri bulunan Angry Birds bakalım Facebook'ta da iPhone, Android, Mac veya PC gibi başarı elde edebilecek mi???
Angry Birds uygulaması için bir etkinlik düzenledi bile:
Angry Birds'in Facebook oyununun fragmanına buradan ulaşabilirsiniz:
Etiketler:
14 şubat,
angry birds,
BSTRGG,
facebook,
gün,
İlgimi Çekenler,
oyun,
sevgililer günü,
Yazılarım
|
0
yorum
Yeni Tasarım v4.2

BSBlog'un tasarımını değiştirdim. Tasarımı değiştirirken farklı kişilerin fikirlerini de almak amacıyla anket düzenlemiştim. Yaklaşık 24 saat süren anketin sonuçlarına göre teknolojiyle ilgili resim ve renkler uygulanmalı seçeneğinin baskın olması elbette tasarımı etkiledi. Tasarımı etkileyen bir diğer faktör de turuncu renk kullanılsın ama farklı bir tasarım olsun seçeneğinin seçilmesiydi. Ancak oyu veren kişi bana şöyle bir yazı yazdı:
İlle de turuncu olmasına gerek yok. Gözü yormasın yeter...
Ben de bu iki seçenekten yola çıkarak hem teknolojik, hem blog'un içeriğine uygun hem de gözü yormayan bir tasarım yapmaya çalıştım. Umarım beğenirsiniz. Lütfen yorumlarınızı ve fikirlerinizi eksik etmeyin...
31 Ocak 2012 Salı
Gigapiksellik Fotoğraf!!! Rio de Janerio (Ben de çekeceğim!!!)
İlk gördüğümde asında hiç şaşırmadım. Çünkü bu tür fotoğrafları çok gördüm.Toplam 12238 adet 18 megapiksellik fotoğraflar birleştirilmiş. Birleştirme işlemi 8 gün süren dev panorama 152.41 gigapiksellik!!!
Açık konuşayım bu tür fotoğraflara acayip sinir olurum. Çünkü bu şekilde gigapiksellik fotoğrafların tümü "Gigapan" denilen oldukça pahalı bir panorama sistemiyle yapılıyor. E azıcık kıskanma var elbette :) Ben daha öğrenciyim ve ailemi objektife zor ikna eden ben, en az 1.000 TL'lik bu ürüne para vermeleri konusunda asla ikna edemem.. :(
Sözü uzatmadan bu o fotoğrafın linki:
Ancak ben de bir karar aldım. Madem bu dev panoramayı herkes "Gigapan"la yapıyor; ben de "Gigapan"sız ilk ("Gigapan"sız gigapiksellik fotoğraf yapan kimse bilmiyorum.) kişi belki de ben olurum. Bu olmasa bile bu fikrimi Kastamonu'da gerçekleştireceğim için Kastamonu'nun en yüksek çözünürlüklü fotoğrafını ben çekeceğim :) Bütün bunları nikon Nikkor 55-200mm objektif, Tripod'um, Nikon D3000 fotoğraf makinem, uzaktan kumandam ve değerli bilgisayarım ile yapmayı planlıyorum. Bakalım sonuç ne olacak. Elbette bilgisayarım kaldırırsa...
Etiketler:
152.41,
Fotoğraf,
Gigapan,
gigapiksel,
İlgimi Çekenler,
Kastamonu,
megapiksel,
Rio de Janerio,
Yazılarım
|
0
yorum
Zamunda Torrent Başlamıyor!!!
Torrent çok güzel bir sistem. Ne olduğunu bilmeyenler buradan öğrenebilir...
Bu çözüm sadece Zamunda Torrent'ler için geçerlidir.
Diyelim ki bir torrent buldunuz ancak indirmeye bir türlü başlamıyor. Bu izleyicilerden kaynaklanmaktadır. Bunun çözümü oldukça basit ve kısadır. (Anlatım µTorrent üzerinden yapılacaktır):
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
