Duyuru

Yorumlarınıza lütfen dikkat ediniz. 07.08.2012 tarihi itibariyle olumsuz içerikli yorumlar yazılmaya başlanıyor.

Takipçiler

E-Posta İle Takip

2012 Copyright. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Popüler Yayınlar

Arama

26 Şubat 2012 Pazar

Ece Sükan Benim Bloguma Yakışan Sony VAIO'yu Seçti... Sıra Sende!

Sony, en renkli VAIO serisi için Ece Sükan'la güzel bir işe imza attı. Ünlü moda ikonu Ece Sükan, benim bloguma yakışacak olan rengi belirledi. Blogları tek tek inceleyen Ece Sükan içerik, tasarım ve duruşa göre 6 farklı rengi olan Sony VAIO içinden bana siyah VAIO'yu seçti.

Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO'yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin…
sony-vaio
Bir bumads advertorial içeriğidir.
24 Şubat 2012 Cuma

Blogla Çok İlgilenemiyorum Ama Başka Bir Fikrim Var!!!

BSBlog'u tek başıma yönetiyorum. Bu sebeple sürekli içerik eklemek zor olabiliyor. Zorlanmaktan ziyade ben 8. sınıftayım. SBS'ye yaklaşık 3 ay kaldı. Bu yüzden blogdan çok derslere ilgi göstermem gerekiyor. Maalesef içerik ekleyemiyorum. Ama bunu şöyle telafi edeceğim. Uygun olduğum bir zamanda birden fazla içerik yazıp kaydedeceğim. Bloger'in "Program yap" özelliğini kullanarak her güne bir tane içerik yayınlanacak. Buna şimdi başlayamıyorum. Uygun bir zamanda bunu yapabilirim. Bloguma ilgi gösterdiğiniz için teşekkürler...

Rumeli Hisarı'nda Büyüleyen Fantastik Gösteri!

Daha önce Galata Kulesi'nde yaptığı project mapping ile dikkatleri üzerine çeken 8x4, yeni ürünleri olan Beauty ve Beast için bu sefer de Rumeli Hisarı'nda görkemli bir project mapping uygulaması yapmış. Fantastik gösteriye, hepimizin yakından bildiği Güzel ve Çirkin masalı ilham vermiş. Birbirine kavuşamayan iki aşığın kötü niyetli ejderhaya karşı olan savaşı konu edilmiş. Ejderha masalın sonunda 8x4'ün yeni kokularına yenik düşüyor ve aşıklar kavuşuyor.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim; 8x4 gerçekten de hoş ve güçlü kokulara sahip... Deodorant özelliğinin yanında bir parfüm gibi de rahatlıkla kullanılabilir. Gösteriyi Rumeli Hisarı'nda seyredemeyenler için aşağıda paylaşıyorum.

8x4 dünyasını Facebook'tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.
21 Şubat 2012 Salı

Yürürken Mesajlaşmayın!

Yürürken mesajlaşmayın! Neden mi? İşte bu video her şeyi açıklıyor. Burada bir haber sunucusunun arkasında sadece yürürken mesaj yazmaya çalışan bir kadın yerlere düşüyor. Sunucu da arkasında neler olduğundan habersiz haberine devam ediyor. Lafı fazla uzatmadan buyrun video:

15 Şubat 2012 Çarşamba

Türkler HD Yayın İzlediğini Zannediyor!!!

Türklerin en büyük hatası; Full HD televizyon alıp Full HD yayın seyrettiğini zannetmek...

Full HD televizyon almanız Full HD izleyeceğiniz anlamına gelmez. İzleyebileceğiniz anlamına gelir. Al Full HD televizyonu, scart girişiyle bağla uyduyu. Bu şekilde alacağınız kalite eski televizyonunuzdan daha kaliteli değildir. Eğer Full HD izlemek istiyorsanız Full HD bir uydu alıcısı almalısınız. Sonrasında uyduyu scart girişinden değil, HDMI girişinden bağlamalısınız. Bu şekilde Full HD izleyebilirsiniz. Bu şekilde örneğin;
ATV => ATV HD olarak görünür.
11 Şubat 2012 Cumartesi

Şapkalı Harf Yapma

Şapkalı harf (â gibi) nasıl yapılır kısaca anlatacağım:

  1. Shift (Bilgisayarın sağ ve sol tarafında bulunur. Yukarı ok şeklindedir.) tuşuna basılı tutulur.
  2. Rakamlardan (Üstteki rakamlar. Numerik rakamlar değil.) 3* tuşuna basılır.
  3. Shift ve 3* tuşu bırakılır.
  4. Şapka yapılmak istenen harfe tıklanır.
  5. Bittii :)
Not: Sadece şapka yapılan harfler kullanılabilmektedir. Örneğin;
i > î
o > ô
a > â vs.

h > ^h gibi harfler olmuyor.
Bunu neden mi yazdım? Özellikle yeni bilgisayara başlayanlara kolaylık olsun diye.

*Bilgisayardan bilgisayara değişiklik gösterebilir. Ancak çoğunlukla bu rakam 3'tür. Rakamın üzerinde şapka işareti bulunan rakam kullanılmalıdır.
10 Şubat 2012 Cuma

Son Derece Cazip Mac Kampanyasında Son Hafta...

Eğer bir Mac satın alma hedefiniz varsa şimdi tam zamanı… Şu günlerde yetkili Apple mağazalarının yapmış olduğu önemli bir kampanya var. Bu kampanya, aslında mağaza mağaza dolaşmayı sevmeyen beni bile harekete geçirdi.

Eğer ki hem evinize bir iMac, hem de kendinize bir iPad2 almak istiyor fakat bütçeniz nedeniyle bunu gerçekleştiremiyorsanız bu kampanya tam size göre. 15 Şubat’a kadar süren Mac kampanyası sayesinde bilgisayar için ayırdığınız para ile hem istediğiniz özelliklerde bir iMac, hem de fiyat avantajı nedeniyle artan bütçeniz sayesinde ne zamandır almak istediğiniz iPad 2’yi satın alabilirsiniz.

Ayrıca 14 Şubat Sevgililer Günü’nde sevgiliniz için bir sürpriz yapma planınız varsa yine bu kampanya tam size göre…

Bu nedenle kampanya hakkında bazı ayrıntıları sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü 15 Şubat’a kadar geçerli olan kampanyada iMac, MacBook Pro ve MacBook Air için 563 TL’ye varan cazip fiyat indirimleri söz konusu…

Örneğin, hafifliği ve şıklığı ile kadınlar için en güzel bilgisayar olduğunu düşündüğüm Ultrabook’un yaratıcısı MacBook Air’ı bu kampanyada KDV dahil 2 bin 762 TL yerine 2 bin 490 TL’ya satın almanız mümkün.. MacBook Air’de 272 TL olan fiyat avantajı, ürünler arasındaki fiyat farkına bağlı olarak MacBook Pro’da 390 TL’yi, kampanyanın en cazip ürünü iMac’de ise 963 TL’yi buluyor. Son yıllarda Apple ana distribütorü Bilkom’un Mac ve iPad ürünlerini çok iyi rakamlara çektiğini biliyorum. Ama mağazaların bu çalışması, Mac aşkımı daha da kabartıyor.

Unutmayın bu özel ürünler için kampanya 15 Şubat 2012 tarihine kadar ve yetkili Apple mağazalarında geçerli.


Bir bumads advertorial içeriğidir.
8 Şubat 2012 Çarşamba

1.000.000 "İyi" İnternet Kullanıcısı Aranıyor!

Son günlerde İstanbul, Ankara ve İzmir'de billboardlarda sıkça görmeye başladığımız bir slogan var: "1.000.000 "iyi" internet kullanıcısı aranıyor!"

Altına da şöyle bir not düşülmüş: "Adayların ekranlarından 1 satır verecek kadar "iyi" olmaları yeterlidir."

Aslında bu son derece yenilikçi bir sosyal projeleri destekleme yöntemi. www.ekledestekle.com adresinden bilgisayarınıza bir program indiriyorsunuz. Bu program araç çubuğunuza bir "satır" gibi yerleşiyor. Bu satırda görüntülenecek reklamlardan yaratılan kaynakla, projede yer alan sivil toplum kuruluşlarına destek veriyorsunuz. Böylece hem cebinizden 5 kuruş harcamadan sosyal projelere destek vermiş, hem de internette geçen zamanınızı "iyi" şeylere harcamış oluyorsunuz.

Kullanıcı sayısı ne kadar artar ve mecra reklamverenler için ne kadar cazip hale gelirse, o kadar çok sivil toplum kuruluşu ve sosyal projenin desteklenmesi mümkün olacak. Dolayısıyla her şey aslında sizlerin, yani internet kullanıcılarının elinde.

Projeye katılmak çok kolay. www.ekledestekle.com adresine girip, "İndir, Ekle" butonuna basıyor ve basit bir programı indirip, kullanıcı kaydınızı oluşturuyorsunuz. Kaydınızı oluştururken de hangi projeyi / projeleri desteklemek istediğinizi seçiyorsunuz.

Tüm vereceğiniz 3-5 dakika vaktiniz ve sonrasında da ekranınızda sizi rahatsız etmeyecek kadar küçük bir alan…

Bakalım Türkiye’de kaç tane "iyi" internet kullanıcısı var…




Bir bumads advertorial içeriğidir.
7 Şubat 2012 Salı

Bence Akıllı Telefonun Hiçbir Özelliği Yok!!!

Akıllı telefon deyince akla üç şey gelir:

  • Android
  • iOS
  • BlackBerry OS
Sanki akıllı telefon sadece bu üç şeymiş gibi...

Bunların özellilerini bir sıralayalım ve diğer telefonlarla kıyaslıyalım:

  • QWERTY klavye
Akıllı telefonlarda bulunan özellik. Sadece akıllı telefonlarda bulunan özellikler değil. Dokunmatik her telefonda var. Bazı normal telefonlarda da...

  • E-Posta
Çok mu gerekli? Ayrıca sadece akıllı telefonlarda yok. Benim telefonum "Vodafone 555 Blue" ile de e-postalarıma bakabiliyor ve okuyabiliyorum.

  • Uygulamalar
Tamam akıllı telefonlarda akıllı uygulamalar var ve gerçekten güzeller. Ancak bence o kadar da gerek yok. İşinizi bilgisayarda halledersiniz. Hiç değilse telefonunuz en azından JAVA desteklidir. Oyun filan yüklenebilir.

  • Dokunmatik ekran
Tüm akıllı telefonlarda da olmadığı gibi bazı normal telefonlarda da dokunmatik özellik bulunuyor.

  • 3G
Tamam. Bu konuda akıllı telefonlar bir adım önde olabilir. Ama şu da var: EDGE

  • Hava
Bence akıllı telefonların kazandığı tek konu bu. Hava atmak iPhone ile BlackBerry ile HTC ile olur. "Vodafone 555 Blue" ile olmaz :)

X= Akıllı telefonlar için iyi özellikler.
X= Sadece akıllı telefonlarda olmayan özellikler.


Sonuç:
Akıllı telefonlar hemen hemen normal telefonlarla aynı özellikte. Sadece 3G, uygulamalar ve hava atmak konusunda biraz daha öndeler. Benim telefonum "Vodafone 555 Blue" Dokunmatik değil. Orta tuşunu saymazsak. Sonuç olarak özellikle fiyat olarak düşünüldüğünde bence gerek yok. Akıllı telefona verilecek parayla müthiş özellikte bilgisayarlar alınır :)
4 Şubat 2012 Cumartesi

1 Ayda 1 Pagerank


İnternette gördüğüm birkaç "pagerank güncellenecek" şeklinde yazılar üzerine biraz araştırma yaptım. Hemen sonrasında pagerank değerime baktım. BSBlog'un pagerank değeri 1. 10 üzerinden. 1 ayda 1 pagerank bence çok kolay değil. Herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Pagerank sizlerin sayesinde arttı. 


Bu arada pagerank nedir? (Hemen bu konuyu da bir soru-cevap'a dönüştüreyim :D)
Pagerank'ın Türkçe'de tam bir karşılığı olmamasına karşın, sayfa populerliği şeklinde tanımlanabilir. Google'nin ürettiği bir sistemdir. 10 üzerinden değerlendirilir. Google'nin tahmin edilebildiği gibi pagerank'ı 10'dur :D Facebook'un pagerank'ı 9'dur. BSBlog'un pagerank'ı ise 1'dir. Hem de 1 ayda...Teşekkürler Türkiye...

3 Şubat 2012 Cuma

İki Tane Aşırı Duygusal, Düşündürücü Öykü

Her ikisi de gerçekten çok duygusal, çok düşündürücü. Birisi annelere diğeri ise babalara. Anne ve babamıza olan sevgimizi kat kat arttırıyor bence. İlk önce anneye olan öykü:





Öykünün ismi yok. Ama ben koysaydım şunu koyardım:
Tek Göz Utancı

Annemin sadece bir gözü vardı. Öteki gözü çukurdu, yani yeri boştu.

Ondan nefret ediyordum. Çünkü bu durum beni arkadaşlarımın arasında utandırıyordu.



Babam, ben daha küçükken bir kazada öldüğünden, ailemizi geçindirmek de anneme kalmıştı. Bunun için okulda aşçılık yapıyordu.İlk okulda iken bir gün annem bana “merhaba” demeye gelmişti. Sanki, yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi.? Onu görmezden geldim, ona nefretle bakarak oradan kaçtım...

Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım bana, “..Senin annenin sadece bir gözü var. Diğeri ne biçim.!” Dedi. Diğerleri de gülüşüyorlardı. O anda yerin dibine girmek ve de annemin ortadan kaybolmasını istedim.
Bu yüzden, o gün onunla karşılaşınca dedim ki:

-“Beni gülünç duruma düşüreceğine, ölsen daha iyi!..”

Annem karşılık vermedi. Sadece, tek gözüyle bana biraz baktı ve uzaklaştı gitti...Dediklerim hakkında bir saniye bile düşünmemiştim, çünkü çok kızmıştım. Onun duyguları beni hiç ilgilendirmiyordu. Onu evde istemiyordum ama ev onun üzerineydi...

Çok çalıştım, kendime yeter oldum, sonunda Singapur’a okumaya gittim. Bir süre sonra da evlendim. Birikimime borç ekleyerek kendime bir ev aldım. Daha sonra çocuklarım oldu ve hayatımdan memnundum. Annemi unutmuştum...

Bir gün annem bizi ziyarete gelmişti. Öyle ya, kaç yıldır beni görmemişti. Kapıya gelince, çocuklarım tek gözlü birini görünce birden korktular, sonrada güldüler.

“Babaanneniz” diyemedim. İçeri girince ilk fırsatta ona:

-“Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin.? Buradan hemen git.!” Dedim.

Bu çıkışıma annem kısık bir sesle:

-“Kusura bakmayın, ben yanlış adrese geldim galiba.!” Dedi ve çıktı-gitti...

Aradan yine uzun bir zaman geçmişti. Bir gün “mezunlar toplantısı” için okulumdan bir mektup aldım.

Karıma; “..iş seyahatine gidiyorum” diye bahane uydurdum.Mezunlar toplantısından sonra, birden aklıma düştü.‘Sadece meraktan’ eski evime gittim.

Eski komşularımıza sorduğumda, “annemin öldüğünü” söylediler.

Önce biraz sevinç duyar gibi oldum ama içimde bir burukluk ve sızı hissettim.
Ben şaşkınca beklerken, “bana verilsin diye annemin bir mektup bıraktığını” söylediler. Açtım ve okumaya başladım:

-En sevgili oğlum... Her zaman seni düşündüm.
Singapur’a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzüldüm...
Mezunlar gününde geleceksin diye çok sevindim ve bekledim.
Ama; “seni görmek için yataktan kalkabilir miyim” diye çok düşündüm...
Seni büyütürken, ‘tek gözümle’ sürekli bir utanç kaynağı olduğum için de üzgünüm...
Biliyor musun biricik oğlum . .
Sen küçücükken, babanla birlikte bir kaza geçirmiştin. Baban öldü fakat sen, bir gözünü kaybetmiştin. Bir anne olarak, senin tek bir gözle büyümene dayanamazdım...
Bu yüzden, babandan kalan tarlayı satarak, ameliyat masraflarına yatırdım.

İşte, şimdi o yeri boş olan gözüm var ya, onu sana vermiştim. Nakil çok başarılı geçmişti, hiç fark edilmiyordu. “O gözle, biricik oğlum görüyor ya...” diye çok mutlu oluyordum. Ana yüreği ya oğul, sana “sen benim gözümle görüyorsun” diyemedim...
Başarılarından dolayı seninle o kadar gurur duyuyordum ki, bu bana yetiyordu.
Her şeye rağmen, sen benim oğlumsun... Bütün sevgilerimle... Annen.

Ben bu mektubu ayaküstü sessizce okurken, etrafımda toplanan komşularım gözlerini silerek, tek tek uzaklaşıyorlardı. Ortada öylece yalnız kala-kaldım . .


Diğeri ise babalar için:
Affet Babacığım
Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.

Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.

Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.

Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. 

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.

Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi.Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.

Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. 

Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.

Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler. 

Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. 

Can: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. 

Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu...Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu..."Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum. 
Her iki öyküyle ilgili yorumlarınızı lütfen eksik etmeyin.

Bazı Torrent Terimleri

Şimdi sizlere en bilinen ve bilinmesi gereken torrent terimlerinden bahsedeceğim.

Dosya çekme: Dosyayı bir kullanıcıdan kendimize kopyalama işlemine verilen ad.
Seed: Torrent'te kaynak anlamına gelmektedir. Dosyaların tümüne sahip kullanıcılara "seeder" adı verilir.
Leech: Torrent'te sömürücü yani dosya indiren anlamına gelir. Dosyayı çeken kişiler dosyanın bir kısmına sahip oldukları için "leecher" şekllinde adlandırılırlar. "leecher" aynı zamanda paylaşmayı sevmeyen dosyanın paylaşılmasına engel olan kişilere de denir.

Peer: Bir dosya üzerinde veri aktarımı yapan kişilerin genel adı. Bu kaynak da olabilir sömürücü de.

Reseed: "Reseed" çekme işlemi biten bir torrentin yeniden seed edilmesi anlamına gelmektedir. Leech'lerın bu dosyayı kullanabilmesi için "Hash" kontrolünden geçmesi gerekir. Dosyanın orjinaliyle birebir aynı olması gerekir.
Hash: İndirilen dosyanın orjinal dosyayla birebir aynı olup olmadığını kontrol eder.
Tracker: İzleyici. Torrent'in sunucusu da denebilir. Torrent'i çeken Peer'ler Tracker'lere dosya hakkında bilgi gönderir. Diğer Peer'ler ise kimde hangi dosyanın hangi parçasında olduğunu öğrenirler. Tracker üzerinden dosya aktarımı asla gerçekleşmez. Kim ne indirdi, be kadar dosya çekti gibi bilgilerini barındırabilir.
DHT: Distributed Hash Table, Peer'ler arası kaynak paylaşımı anlamına gelir. Tracker'den bağımsız kaynak bulma işini üstlenir.
Download: Torrent sistemiyle diğer kullanıcılardan dosya çekmeye verilen isim.
Upload: Torrent sistemiyle diğer kullanıcılara dosya göndermeye veya dosya çekmelerine izin vermeye verilen isim.
Ratio: Torrent'ten çekilen dosyanın upload işleminin download işlemine oranıdır. Kısacası "Ratio" "Ben paylaşımcıyım!" diyebilmenize veya diyememenize sebep olan terimdir. "Ben paylaşımcıyım!" diyebilmek için Ratio'nuzun en az 0,5 olması gerekmektedir. Yani 10 Mb download'a 5 Mb upload yapmalısınız.
Hit&Run: Biz Türkler'in çok sevdiği bir olaydır. Dosyayı çekip hemen paylaşımdan kaldırma olayına denir. Torrent dünyasında kesinlikle sevilmezler ve bu asla istenmeyen bir olaydır.

Türk Torrent Hızları Çok Yavaş!!! Peki Neden?

Çok basit. Bencillik. Biz Türkler bu konuda çok benciliz. Torrent bilgisayarlar arası dosya paylaşımı anlamına geliyor. İndirilen ve indirilmesi tamamlanan dosyalardan başka kişilere dosya aktarımı yapılıyor. Buna da seed deniyor. Bu olay başkalarının hızlarını arttırırken sizin indirme konusunda bir kaybınız olmuyor. Daha doğrusu çok çok az bir kayıp yaşanıyor. Ama hiç kimse seed etmeyince dosyayı indirenler, yani download yapanlar, yani peer'ler dosya çekmekte veya indirmekte resmen işkence çekiyor. 

İşte Türkler seed yapmıyor hızım düşer diye. Ama kimse seed yapmadığı için peer'ler dosya çekemiyor. Yani bizler seed oranını arttırmalıyız. Torrent programlarında upload hızı olarak da alabiliyor. Bu oranı sınırsız yapalım ki başkalarının hızlı indirmesine yardımcı olalım. Eğer herkes bunu yaparsa 1mbit hızı olan da 100 mbit hızı olan da maksimum hızında dosyayı çeker. 30kb/sn hızla çekmez.

Sonuç olarak bencil olmayalım Türkiye! Paylaşmayı sevelim. Torrent'te önemli olan paylaşmaktır. Kimse indirme hızım azalır diye seed oranını azaltmasın. Herkes seed'i yüksek tutarsa peer'ler rahat rahat dosya çeker. Tabii siz de. Dosyanın yüklenmesi bittikten sonra bile dosyayı, torrent proramından silmezseniz seed yapmış olursunuz. Böylece torrent programınız açıkken peer'lere acayip bir yardım yapmış olursunuz. Unutmayın 10kb/sn seed yapmak gayet yeterli bir seviyedir. Herkes bu kadarcık seed yapsa maksimum hızla dosyayı çekeriz.

Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim bunda sadece türk milletinin suçu yok. Türkiye'nin iğrenç bir internet altyapısı var. Bu elbette seed oranını çok düşürüyor. Yine de bu durumun üstünden gelmek her ne kadar Türk Telekom gibi internet sağlayıcılarının elinde bulunsa da bizim de elimizde. 

Benim indirme hızım 8mbit'ken upload hızım 512kbit, yani 0,5kbit. Resimde de anlaşıldığı uzere elimden geldiğince seed yapmaya çalışıyorum. Ancak download hızım yerlerde sürünüyor. 

Bütün bu uzuun yazıyı açıklayan tek bir atasözü söyleyeceğim:
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için...
1 Şubat 2012 Çarşamba

14 Şubat'ta 3 Şey Var!!!


  1. Sevgililer günü
  2. BSTRGG'nin kuruluşunun yıldönümü
  3. Angry Birds'in Facebook'a girişi
14 Şubat'ın "Sevgililer günü" olduğunu muhtemelen biliyorsunuzdur. Blog'umu az buçuk takip edenler de 14 Şubat 2008'de BSTRGG'nin kuruluş yıldönümü olduğunu bilirler. İşin ilginç yanı bu tarihte Angry Birds Facebook'a giriyor!!!





Rio animasyonunun çekilmesiyle serisi de başlayan Angry Birds oyunu ilk olarak iPhone için üretildi. iPhone'lerde çok ses getiren oyun serisi Angry Birds, popülerliği arttıkça Android, Mac ve PC versiyonları da çıkarttı. Angry Birds işte tüm bunların yanında Facebook'a geliyor.

Bir kuşu sapanla fırlatıp diğer kuşları kurtarmaya ya da diğer kuşları patlatma gibi bölümleri bulunan Angry Birds bakalım Facebook'ta da iPhone, Android, Mac veya PC gibi başarı elde edebilecek mi???

Angry Birds uygulaması için bir etkinlik düzenledi bile:

Angry Birds'in Facebook oyununun fragmanına buradan ulaşabilirsiniz:

Yeni Tasarım v4.2


BSBlog'un tasarımını değiştirdim. Tasarımı değiştirirken farklı kişilerin fikirlerini de almak amacıyla anket düzenlemiştim. Yaklaşık 24 saat süren anketin sonuçlarına göre teknolojiyle ilgili resim ve renkler uygulanmalı seçeneğinin baskın olması elbette tasarımı etkiledi. Tasarımı etkileyen bir diğer faktör de turuncu renk kullanılsın ama farklı bir tasarım olsun seçeneğinin seçilmesiydi. Ancak oyu veren kişi bana şöyle bir yazı yazdı:

İlle de turuncu olmasına gerek yok. Gözü yormasın yeter...


Ben de bu iki seçenekten yola çıkarak hem teknolojik, hem blog'un içeriğine uygun hem de gözü yormayan bir tasarım yapmaya çalıştım. Umarım beğenirsiniz. Lütfen yorumlarınızı ve fikirlerinizi eksik etmeyin...